E-ISSN 2757-9204

Journal of Education and Research in Nursing

JOURNAL OF EDUCATION AND RESEARCH IN NURSING - J Educ Res Nurs: 14 (2)
Volume: 14  Issue: 2 - June 2017
1.Editorial

Page II

RESEARCH ARTICLE
2.The Contextual Performance Scale for Nurses Who Work at Hospitals: Validity and Reliability
Manar Aslan, Aytolan Yıldırım
doi: 10.5222/HEAD.2017.104  Pages 104 - 111
GİRİŞ ve AMAÇ: Performansın çok boyutlu bir yapısı olmasına rağmen uygulamada sadece görevin yapılıp yapılmadığına bakılmaktadır. İşinin bir parçası olmasa bile bu görev için gönüllü olma, işi tamamlamak için ekstra çaba harcama, örgütün kurallarına uyma gibi davranışlar ise genellikle dikkate alınmamaktadır. Oysaki bu davranışlar örgütün etkinliği için önemlidir ve özellikle hasta bakımında daha çok ön plana çıkmaktadır. Literatürde iş performansını ya da görev performasını ölçen ölçekler bulunmakla birlikte sadece bağlamsal performansı ölçen ölçek sayısı azdır. Bu araştırma hastanede çalışan hemşirelerin bağlamsal performanslarını değerlendirmeleri için bir ölçek geliştirmek amacıyla yapılmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Bu çalışma metodolojik özellikte olup, örneklemi İstanbul ili Avrupa bölgesinde yer alan ve araştırma yapılmasına izin veren bir kamu ve bir özel hastanede görevli, araştırmaya gönüllü olarak katılmayı kabul eden 500 hemşireden oluşturulmuştur. Ölçeğin geliştirilmesinde literatür taraması yapılmış ve uzman görüşüne sunulmuştur.
BULGULAR: Analiz sonucunda taslak ölçeğin Kaiser-Meyer Olkin (KMO) katsayısı 0.97 ve Barlett testi sonucu ileri düzeyde (χ2=15750.738; df: 1176 p: .000) anlamlı bulunmuştur. Maddelerin en uygun olarak 2 faktörde toplandığı görülmüş, faktörün öz değeri 1’in üzerinde (faktör sırasıyla 20.7 ve 3.1) olduğu, birinci faktör tarafından açıklanan varyansın % 26.1, ikinci faktör tarafından açıklanan varyansın % 22.8 olduğu belirlenmiştir. İki faktörün açıkladığı toplam varyans % 48.9’dur. Cronbach alfa güvenirlik katsayısı tüm ölçek için = 0.97 bulunmuştur.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Yapılan psikometrik ölçümlerin sonucunda 45 maddelik ‘Hastane’de Çalışan Hemşirelerde Bağlamsal Performans Ölçeği’ bağlamsal performans düzeyini belirlemede kullanılabilecek geçerli ve güvenilir bir araçtır.
INTRODUCTION: Despite the performance has a multi-dimensional structure it is only examined whether or not to perform the task in practice. Behaviors such as volunteering to carry out task activities that are not formally part of own job, persisting extra effort as necessary to complete own task activities, following organizational rules usually are not considered. However, this behavior is critical to the effectiveness of the organization and, it becomes important in patient care. In the literature there are many scales to measure job or task performance but few scales that measure only contextual performance. Aim of this study is to develop a self-report scale which measures contextual performance levels of nurses working at hospitals.
METHODS: This is a methodological study. Target population of the study included nurses from two hospitals (one public and one private) that granted permission for this study and are in the European side of Istanbul, and the sample consisted of 500 nurses who voluntarily agreed to join the study. Self- Report Contextual Performance Scale was developed by researchers with the help of a literature and used expert review.
RESULTS: Exploratory factor analysis of draft scale showed a Kaiser-Meyer Olkin (KMO) coefficient of 0.97 the result of the Barlett test was found to be significant (χ2=15750.738; df: 1176 p: .000). It was seen that items were best distributed around two factors. The eigenvalue factor was over 1 (20.7 and 3.1, respectively). Variance accounted for by the first factor was 26.1%, while second factor accounted for a variance of 22.8% - the two factors accounted for 48.9% of total variance. The Cronbach alpha coefficient was found to be =0.97 for the total scale.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Results from preliminary psychometric investigations suggested that the nursing contextual performance scale had good internal consistency, good convergent validity and good criterion validity.

3.Analyzing the Correlation Between the Attitudes of Nursing Students Towards Using Computers in Health Care and Clinical Decision Making Skills
Nurten Özen, İlknur Yazıcıoğlu, Fatma İlknur Çınar
doi: 10.5222/HEAD.2017.112  Pages 112 - 118
GİRİŞ ve AMAÇ: Araştırma, hemşirelik öğrencilerinin bilgisayar kullanımına yönelik tutumları ile klinik karar verme becerileri arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi amacıyla tanımlayıcı olarak planlanmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Araştırma Şubat 2016 tarihinde bir hemşirelik yüksekokulunun 2., 3. ve 4. sınıfları ile yapılmıştır. Çalışma 140 öğrenci ile tamamlanmıştır. Verilerin toplanmasında; (1) Öğrencilerin sosyo-demografik ve bilgisayar kullanımına ilişkin özelliklerini inceleyen form, (2) Sağlık Bakımında Bilgisayar Kullanımına Yönelik Tutum Ölçeği, (3) Hemşirelikte Klinik Karar Verme Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin istatistiksel analizinde SPSS 15.00 paket programı kullanılmıştır. Tanımlayıcı istatistikler sayı, yüzdelikler ve ortalama±standart sapma şeklinde gösterilmiştir. Karşılaştırmalı istatistikler için “Kruskal-Wallis” ve “Mann Whitney U” testleri, ölçek puanlarının nümerik parametreler ile ilişkilerinin değerlendirilmesinde “Spearman Korelasyon Analizi” kullanılmıştır. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak kabul edilmiştir.
BULGULAR: Hemşirelikte Klinik Karar Verme Ölçeği’nin “seçenek ve fikirleri araştırmak” alt boyut puan ortalaması ikinci sınıf öğrencilerinde diğer sınıflarda öğrenim gören öğrencilere göre istatistiksel olarak anlamlı derecede daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). İki ölçek arasında toplam puanlar açısından pozitif yönde bir korelasyon saptanmıştır (r=0.570; p<0.001).
TARTIŞMA ve SONUÇ: Bilgisayar kullanımına yönelik tutum puanları yüksek olan öğrencilerde klinik karar verme becerilerinin de yüksek olduğu görülmüştür. Bilgisayar kullanma becerisinin hemşirelik eğitimi süresince öğrencilere kazandırılarak, hasta bakımında kalitenin artırılmasına katkıda bulunulmalıdır.
INTRODUCTION: The research was planned descriptively to assess the correlation between the attitudes of nursing students towards using computers in health care and clinical decision making skills.
METHODS: The research was conducted with 2nd, 3rd and 4th year students of a nursing school in February 2016. The study was completed with 140 students. During the collection of data; (1) Form assessing socio-demographic features and attitudes on using computers of students (2) Pretest for Attitudes toward Computers in Healthcare Assessment Scale (3) the Clinical Decision Making in Nursing Scale were used. SPSS 15.00 package program was used in the statistical analysis of data. Descriptive statistics were shown as numbers, percentages and average±standard deviations. “Kruskal-Wallis” and “Mann Whitney U” tests were used for comparative statistics and “Spearman correlation analysis” was used to assess relationship between scale points with numerical parameters. Statistical significance level was accepted as p<0.05.
RESULTS: Subscale of “Search for alternatives or options” within The Clinical Decision Making in Nursing Scale’s was found significantly higher in 2nd year students statistically when compared to other year students (p<0.05). Positive correlation was found between the two scales in terms of total scores (r=0.570; p<0.001).
DISCUSSION AND CONCLUSION: It was seen that students having high attitude points towards using computers have high clinical decision making skills. It must be ensured that students acquire computer using skills during nursing training to provide contribution towards increasing the quality in patient care.

4.The Effect of a Psychoeducational Program Grounded in the Professional Socialization Theory on the Social Skill Levels of Nursing Students
Hatice Öner Altıok, Besti Üstün
doi: 10.5222/HEAD.2017.119  Pages 119 - 126
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışma, profesyonel sosyalizasyon teorisine temellendirilen psikoeğitim programının öğrencilerin sosyal beceri düzeylerine etkisini incelemek amacıyla yapılmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Uygulanan psikoeğitimsel müdahalenin, öğrencilerin sosyal beceri düzeyleri üzerine etkisini incelemede, araştırmanın tipi yarı deneysel olup; ön test-son test kontrol gruplu araştırma deseni kullanılmıştır. Bu aşamanın örneklemi, 60 deney ve 60 kontrol grubuna gönüllü olarak katılan toplam 120 öğrenciden oluşmuştur. Deney grubuna altı oturumdan oluşan psikoeğitim programı uygulanmıştır. Veri toplamada Sosyal Beceri Envanteri(SBE)kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde bağımsız örneklemler t- testi, tekrarlı ölçümler için varyans analizi (ANOVA) ve bonferroni testi kullanılmıştır. Ölçümler girişim öncesi, sonrası, üç ve altıncı aylarda yapılmıştır
BULGULAR: Sosyal Beceri Envanteri(SBE) ön test puan ortalamaları arasında deney ve kontrol grubu arasında fark olmadığı, ancak son test ile üçüncü ve altıncı ay izlemlerdeki sosyal beceri puan ortalamaları arasında her iki grup arasında anlamlı fark olduğu belirlenmiştir.
psikoeğitim programına katılan öğrencilerin zamanlara göre SBEi puan ortalamaları karşılaştırıldığında öğrencilerin ön test, son test, üçüncü ve altıncı ay izlemlerinde aldıkları puanlar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılığın olduğu saptanmıştır.
Kontrol grubunda yer alan öğrencilerin SBE puan ortalamaları açısından değerlendirildiğinde öğrencilerin ön test, son test, üçüncü ve altıncı ay izlemlerinde aldıkları puanlar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılığın olmadığı saptanmıştır
TARTIŞMA ve SONUÇ: Psikoeğitimsel müdahale deney grubu öğrencilerinin sosyal beceri düzeylerinde olumlu yönde değişim sağlamıştır.
INTRODUCTION: This study was conducted to investigate the effect of psychoeducation program grounded on the professional socialization theory upon social skill levels of students.
METHODS: The type of the study was quasi-experimental while investigating the effect of psychoeducational intervention, which was applied during the second stage of the study, upon social skill levels of students; and it had pretest-posttest control group design. The sample of this stage consisted of a total of 120 volunteer students (60 experimental and 60 control group). A psychoeducational program involving six sessions was applied on the experimental group. Social Skill Inventory was used in the data collection process. While independent samples t-test was used for the evaluation of the data, variance analysis (ANOVA) and bonferroni test were used for repeated measurements.
RESULTS: Measurements were performed before and after the intervention during third and sixth months. While a significant increase was observed on social skill scores of students who participated in the psychoeducational group during the 3rd and 6th month follow-ups after the program, we observed no change in the control group. A significant difference was observed on social skill levels during the intragroup evaluation of the social skill inventory.
DISCUSSION AND CONCLUSION: It was suggested to organize the psychoeducational programs independently from lessons at schools that train nurses in order to develop the social skill levels of students.


5.Investigating Reasons Of Nurses’ Requests For Leaving Their Institution In An Educational Research Hospital
Sema Koçaşlı, Dilek Aktaş, Keziban Avcı
doi: 10.5222/HEAD.2017.127  Pages 127 - 130
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışma hemşirelerin kurumdan ayrılmak isteme nedenlerinin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Araştırmanın örneklemini 06.05.2015-24.05.2015 tarihleri arasında Ankara ilinde yer alan Sağlık Bakanlığı’na bağlı bir eğitim ve araştırma hastanesinde çalışan, hastaneden ayrılmak isteyen ve araştırmaya katılmaya gönüllü 38 hemşire oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında araştırmacılar tarafından literatür taranarak oluşturulan veri toplama formu kullanılmıştır. Veri toplama formu kurumdan ayrılmak isteyen 13 hemşire ile ön uygulama yapılarak yeniden düzenlenmiştir.
BULGULAR: Katılımcıların % 63.16’sı ailevi sebeplerle, % 50.00’si fazla mesai ve nöbet sayısının çok olması, % 36,84’ü hastaneye ulaşım zorluğu, % 36.84’ü yapılan işe göre ek ödeme azlığı nedeniyle işten ayrılmak istemektedir. Katılımcıların % 36.84’ü ek ödeme artırılırsa, % 31.59’u yeterli çalışan sağlanırsa ve fazla mesai sorunu ortadan kalkarsa hastanede çalışmaya devam etmek isteyeceğini belirtmiştir.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Hastanelerde çalışan hemşire sayısı artırıldığında ve/veya ek ödeme oranları iyileştirildiğinde hastaneden ayrılmayı isteyen katılımcıların bir bölümünün bu isteklerinden vazgeçeceği ve hasta bakım kalitesinin belirleyicilerinden biri olan “nitelikli personel sayısı”nın istenen düzeyde olmasının sağlanabileceği öngörülmektedir.
INTRODUCTION: This study was designed as a descriptive study to investigate reasons of nurses’ requests for leaving their institution
METHODS: Sample of the study consisted of 38 volunteer nurses who was working in a government hospital in Ankara linked to Health ministry between 06.05.2015-24.05.2015 and want to leave the institution as well. Data was collected by a questionarie that prepared by researchers using the literature. The questionarie was redesigned after trying it on 18 nurses as preliminary application.
RESULTS: : Among the nurses interviewed; familial reasons (63.16 %), working overtime (50 %), transportation difficulties to hospital (36,84%) and being paid less than the deserve (36.84%) were stated as the reasons of leaving the istitution. Respondents stated that they would like to continue to work in the hospital on condition that improving supplementary payment (36.84%), increasing number of nurses and eliminating working overtime (31.59%).
DISCUSSION AND CONCLUSION: It is predicted that increasing number of nurses working at hospital and/or improving supplementary payment will make some of nurses give up leaving the institution and maintain “Qualified staff number” which is a determinative factor for quality health care.

6.Interpersonal Sensitivity of Clinical Nurses and Related Factors
Adeviye Aydın, Duygu Hiçdurmaz
doi: 10.5222/HEAD.2017.131  Pages 131 - 138
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışmada klinikte çalışan hemşirelerin kişiler arası duyarlıkları ile ilişkili faktörlerin tanımlanması amaçlanmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Araştırmaya 33 hastanede çalışan 400 klinik hemşiresi katılmıştır. Veri toplamada hemşire bilgi formu ve kişiler arası duyarlık ölçeği kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde iki ortalama arasındaki farkın anlamlılık testi, tek yönlü varyans analizi ve Tukey HSD testi kullanılmıştır.
BULGULAR: Kişiler arası farkındalık alt ölçeği puanları 31-34 yaş grubunda, diğer yaş gruplarına göre daha azdır. Devlet hastanesinde çalışan hemşirelerin çekingenlik düzeyi, özel hastanede çalışanlara göre daha yüksektir. Toplam kişiler arası duyarlılık, kişiler arası farkındalık ve çekingenlik puanları 15-20 yıl deneyimi olan hemşirelerde daha az deneyimi olan diğer hemşirelere göre daha yüksek bulunmuştur.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Yapılan bu çalışma sonucunda yaş, çalışılan hastane ve deneyim süresi gibi mesleki değişkenler kişiler arası duyarlılıkla ilişkili bulunmuştur. Bu sonuçlara dayanarak kişiler arası duyarlılığın yüksek olduğu gruplarda bu durumun nedenlerinin ve altında yatan dinamiklerin nitel araştırmalarla ortaya çıkarılması ve kişiler arası duyarlılığı yüksek olan grupların duyarlılıklarını azaltmak için koruyucu danışmanlık programlarının geliştirilmesi önerilebilir.
INTRODUCTION: This study aimed to identify the factors related to interpersonal sensitivity of clinical nurses.
METHODS: Participants were 400 clinical nurses from 33 hospitals. The Nurse Data Form and the Interpersonal Sensitivity Scale were used for data collection. The test of significance of difference between two means, one-way analysis of variance and Tukey HSD Test were used for data evaluation.
RESULTS: Interpersonal awareness sub-scale scores was lower in the 31–34 age group than in other age groups. Timidity was higher in state hospital nurses than in private hospital nurses. Total interpersonal sensitivity, interpersonal awareness, and timidity scores were higher in nurses having 15–20 years of experience than in nurses having shorter experience.
DISCUSSION AND CONCLUSION: According to results of this study age, hospital, duration of experience were found related to interpersonal sensitivity. Based on these findings, revealing the causes of and dynamics underlying this condition in groups having increased interpersonal sensitivity with qualitative studies and developing preventive counselling programs to decrease interpersonal sensitivity of the groups having increased sensitivity are recommended.

7.The Views of Nurses On Nutritional Assessment And Nutritional Support of Hospitalized Patients
Dilek Kara Yılmaz, Pınar Sarkut, Fatma Düzgün, Cemile Kuzu, Sadık Kılıçturgay
doi: 10.5222/HEAD.2017.139  Pages 139 - 143
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu araştırmanın amacı,hemşirelerin hastalarda nütrisyon değerlendirmesine yönelik görüşlerinin incelenmesidir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Araştırmanın evrenini bir üniversite hastanesinde yetişkin hastalara hizmet veren dahili, cerrahi klinikler ve yoğun bakım ünitelerinde (Genel Cerrahi, Reanimasyon, Beyin Cerrahi ve Kalp-Damar Cerrahi) çalışan hemşireler oluşturmuştur(n: 400). Araştırmanın örneklemini ise araştırmaya katılmayı gönüllü olarak kabul eden 334 hemşire oluşturmuştur. Araştırma verilerinin toplanmasında hemşirelerin tanıtıcı bilgilerini içeren ve çalıştıkları kliniklerde yapılan nütrisyon değerlendirmesine yönelik olarak görüşlerini belirlemek amacıyla araştırmacılar tarafından geliştirilmiş anket formu kullanılmıştır. Araştırmanın verilerinin değerlendirilmesinde, ortalama ve yüzdelik değerler hesaplanmıştır.

BULGULAR: Araştırmaya katılan hemşirelerin yaş ortalamalarının 33.41±6.85 olduğu, %35’inin mesleki tecrübe yılının 5-10 yıl arasında olduğu ve %60.8’inin dahili kliniklerde çalıştığı saptanmıştır. Hemşirelerin %46.4’ü çalıştıkları kliniklerde malnütrisyon görülme durumuna ilişkin fikrinin olmadığını, %49.7’si çalıştıkları kliniklerde nütrisyon sorunları üzerinde öncelikli olarak hekimlerin, %39.2’si hemşirelerin durduğunu belirtmişlerdir. Katılımcı hemşirelerin %37.4'ü nutrisyonel değerlendirmenin doktorlar tarafından, %23'ü diyetisyenler tarafından ve %15'i hemşireler tarafından yapıldığını belirtmiştir. Araştırmaya katılan hemşireler hastalarda etkin ve devamlı olarak nütrisyon değerlendirmesi yapmalarındaki en önemli engellerin iş yükü fazlalığı(%87.7) ve bilgi eksikliği(%41) olduğunu belirtmişlerdir.

TARTIŞMA ve SONUÇ: Araştırma sonucundan, hemşirelerin nütrisyon değerlendirmesinde etkin rol alamadıkları ve bunun en büyük nedeninin iş yükü fazlalığı olduğu bulunmuştur.
INTRODUCTION: The aim of this study was to investigate the nurses' views on the nutritional assessment of patients.
METHODS: The research group consist of nurses who is responsible of adult patients at internal medicine, surgical clinics and intensive care units (General Surgery, Anesthesiology and Reanimation, Neurosurgery and Cardiovascular Surgery) in an university hospital(n: 400). The sample of the study consisted of 334 nurses who voluntarily agreed to participate in the research. In the collection of the research data the questionnaire that improved according to the literature has used to determine nurses’ opinions about assessment of the nutrition. In analyzing the data, mean and percentile values has been calculated.
RESULTS: It is determined that the average age of nurses that participated were 33.41 ±6.85, the 35% of them have 5-10 years of professional experience and 60.8% of them are working in internal clinics. 46.4% of the nurses stated that they have no idea about the incidence of malnutrition cases,49.7% of them stated that primarily doctors focused on nutrition issues, 39.2% of them stated nurses focused on nutrition issues. 37.4% of participating nurses stated the that nutritional assessment have done by doctors, 23.6% of them stated the dietitians and 15.2% of them stated by nurses. Nurses participated in the study, stated that the obstacles in making effective and continuous nutritional assessment of patients were excessive workload(87.7%) and lack of knowledge(41%).

DISCUSSION AND CONCLUSION: From the results, the nurses can not take an active role in nutritional assessment and it is found that it’s the biggest cause was excess workload.


REVIEW
8.The Importance of Complementary Health Approaches in Pediatric Nursing
Vildan Cırık, Emine Efe
doi: 10.5222/HEAD.2017.144  Pages 144 - 149
Çocuklarda tamamlayıcı sağlık yaklaşımları oldukça sık uygulanmaktadır. Çocuklarda tamamlayıcı sağlık yaklaşımlarının kullanımı oldukça yaygın olmasına rağmen, yöntem çeşitliliği ve bu uygulamaların zarar ve yan etkileri konusundaki bilgi yetersizdir. Bu yöntemlerin büyük çoğunluğu, çocuklarda etkinlik ve güvenilirlikleri açısından test edilmeden kullanılıyor olmaları nedeniyle zararlı olabilmekte, ayrıca bazı durumlarda uygun tedavinin başlanmasını da geciktirmektedir. Pediatri hemşireleri bu tedavilerin olası riskleri ve yararları gibi konularda çocuklar ve onların ebeveynlerini tam olarak bilgilendirmelidirler. Bu nedenle, pediatri hemşirelerine bu yöntemler ile ilgili kursların, hizmet içi eğitim programlarının düzenlenmesi, kliniklerde tamamlayıcı sağlık yaklaşımlarının yer aldığı veri toplama formlarının oluşturulması ve kanıta dayalı araştırmalara daha fazla ağırlık verilmesi önerilmektedir.
Bu makalenin amacı, çocuklarda tamamlayıcı sağlık yaklaşımlarının kullanımını, bu yöntemlerin kullanım nedenlerini, çocuklardaki etkilerini ve hemşirelik yaklaşımlarını değerlendirmektir.
Complementary health approaches are applied substantially frequently in children. Although use of complementary health approaches in children are quite common, method sorts and the adverse effects of these practices are not well known. Most of these methods are being used without being tested for their activity or safety in childrens so they may be harmful and also may cause a delay for appropriate management in some cases. Pediatric nurses are supposed to fully inform childs and their parents about the potential risks and benefits of such treatments. Therefore, it is recommended for pediatrics nurses to organize courses and in-service training programs regarding these methods, create data collection forms involving complementary health approaches in clinics and concentrate more on the evidence-based research.
The purpose of this article was to evaluate the use of complementary health approaches by children, the reasons for use of these methods, the effects on children and nursing approaches.

9.Noise In The Neonatal Intensive Care Units
Müjde Çalıkuşu İncekar, Serap Balcı
doi: 10.5222/HEAD.2017.150  Pages 150 - 154
Teknolojinin gelişmesi bebek ölümlerinin sayısını azaltırken, Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi’ne (YYBÜ) yatan bebek sayısının artmasına neden olmaktadır. Bu nedenle gelişimsel bakım uygulamaları doğrultusunda YYBÜ’nin çevresi özellikle yüksek riskli yenidoğanlar için oldukça önemlidir. Gürültüye maruz kalan yüksek riskli yenidoğanlar stres davranışlarında artma, huzursuzluk, ürkme, iyileşme durumunda azalma, kalp-solunum ritminde değişmeler, apne, hipoksi, bradikardi, sistemik kan basıncında artma, intrakranial basınçta artış, işitme kaybı, uyku-uyanma periyodunda bozulma vb. gibi sorunlar yaşamaktadırlar. Gürültünün azaltılması ve kontrol altına alınmasında; ünitenin yapısının uygun olmasının yanında, çalışanların gürültü oluşumunu engellebilmesi, sessiz zamanların oluşturulabilmesi, cihazların seslerinin kısılarak alarm verdiğinde hemen müdahale edilmesi, sosyal iletişimin bebeklerden uzakta gerçekleştirilmesi, ünite içerisinde gürültü oluşturmayan cihaz ve malzemelerin kullanılması, bebekleri gürültüden korumak adına rulo haline getirilmiş örtüler, kuvöz örtüsü, ses emici paneller gibi materyallerin kullanılması, düzenli gürültü ölçümleri ve gürültü kontrolü eğitimlerinin yapılması oldukça önemli uygulamalardandır.
While the development of the technology has decreased the number of infant deaths, it has increased the number of the infants in Neonatal Intensive Care Unit (NICU). For this reason, in the light of the developmental implementations, the environment of NICU is important especially for the high risk newborn. The high risk neonates who have been exposed to noise suffer from increase in stress behaviours, disturbance, fright, decrease in healing, changes in heart-respiration rhythm, apnea, hypoxia, bradycardia, increase in systematic blood pressure, increase in intracranial pressure, loss of hearing, disruption of the sleep-wake cycle etc. Besides the unit's structure being appropriate, Healthcare professional’s preventing the noise, creating free time, turning down the volume of the devices and controling them when they are on alarm, doing the social communication away from the infants, using devices that have no noise in the unit, using such materials as rolled quilts, incubator quilts, sound absorbing panels so as to keep the infants away from noise, regular training of noise measurement and noise control are important among the applications in decreasing and controlling the noise.

10.Caring an Elderly Patient with Acute Myeloid Leukemia: A Case Study
Özgül Erol, Lale Yacan
doi: 10.5222/HEAD.2017.155  Pages 155 - 160
Akut Miyeloid Lösemi (AML), hematolojik hücrelerin olgunlaşma yeteneğini kaybederek kontrolsüz bir şekilde çoğalması, kanda, kemik iliğinde ve diğer dokularda birikmesi ile ortaya çıkan malign bir hastalıktır. Yetişkinlerde en sık görülen ve sıklığı yaşla birlikte artan akut lösemi türüdür.
82 yaşında, evli, erkek hasta yaklaşık olarak 4 ay önce halsizlik, yataktan kalkamama ve yürüyememe şikayetleri ile hastaneye başvurdu. Akut Miyeloid Lösemi tanısı alan hastaya Gordon’un Fonksiyonel Sağlık Örüntüleri (FSÖ) Modeli’ne göre değerlendirme yapılarak gerekli hemşirelik bakımı planlandı. Bu model doğrultusunda hastaya hava yolunu temizlemede etkisizlik, fiziksel mobilitede bozulma, özbakım eksikliği sendromu (beslenme, giyinme, hijyen), beslenmede dengesizlik: gereksinimden az beslenme, aktivite intoleransı, sosyal etkileşimde bozulma, oral mukoz membranda bozulma, kanama riski, deri bütünlüğünde bozulma riski, aspirasyon riski, enfeksiyon bulaştırma riski, düşme riski hemşirelik tanıları konuldu ve gerekli girişimler uygulandı.
Acute myeloid leukemia (AML) is a malign disease, characterized by the rapid growth of abnormal hematologic blood cells accumulate in the bone marrow, blood and other tissues. It is the most common acute leukemia affecting adults, and its incidence increases with age.
82 year-old married, male patient admitted to hospital about four months ago because of fatigue, inability to get out of bed and inability to walk. Patient diagnosed with AML was being cared according to Gordon’s Functional Health Patterns. Based on this model, nursing diagnosis such as ineffective airway clearance, impaired physical mobility, self-care deficit (nutrition, dressing, hygiene), imbalanced nutrition: less than body requirements, activity intolerance, impaired social activity, impaired oral mucous membrane, risk for bleeding, impaired skin integrity, risk for aspiration, risk for transmitting infection, risk for falling were diagnosed and needed interventions were applied.

11.Cloud Computing and Health Care
Nuray Turan, Hatice Kaya
doi: 10.5222/HEAD.2017.161  Pages 161 - 166
Günümüzde sağlık hizmetlerinin giderek maliyetinin artması, sağlık bakım kurumlarının sağlık bilişim sistemlerini benimseyerek kullanmalarını zorunlu hale getirmektedir. Sağlık bilişim sistemleri, sağlık bakım kurumlarına kendi süreçlerini düzene koyabilmelerine ve maliyet-etkin bir biçimde daha etkili hizmet verebilmelerine olanak sağlamaktadır. Son teknolojik gelişmelerden biri olan bulut bilişim, sağlık bilişim hizmeti veren sağlık bakım kurumlarına, internet üzerinden güçlü bir veri depolama alt yapısının oluşturulmasını mümkün kılmaktadır. Ancak bu yeni teknoloji, sunduğu fırsatların yanı sıra büyük kayıplara neden olabilecek riskleri de beraberinde getirmektedir. Bu makalenin amacı, sağlık bakım sisteminde bulut bilişimin etkilerinin belirlenmesi ve sağlık bakım çalışanlarının bulut bilişim konusunda farkındalık geliştirmelerine yönelik öneriler sunmaktır.
Nowadays, increasing cost of health services requires healthcare institutions to adopt and use health information systems. Health information systems allow healthcare institutions to organize their processes and offer more efficient services in a cost-effective way. Cloud computing, one of the recent technological developments, makes it possible for healthcare institutions that offer health information services to create a powerful online data storage infrastructure. Besides its opportunities, however, this new technology comes with various risks that may cause significant losses. This article aims to determine the impacts of cloud computing on healthcare systems and make recommendations for healthcare workers to develop awareness on cloud computing.

12.Effects of Skin to Skin Contact on Maternal-Preterm Infant: Systematic Analysis
Endam Çetinkaya, Gül Ertem
doi: 10.5222/HEAD.2017.167  Pages 167 - 175
Amaç: Ten tene temasın (TTT) anne-prematüre bebekler üzerindeki etkilerini incelemeye yönelik olarak hemşire araştırmacılar tarafından yapılan çalışmaları analiz etmektir.
Yöntem: Literatür incelemesiyle PubMed veritabanında “skin to skin contact-22359”, “skin to skin contactand breastfeeding-236”, “skin to skin contact preterm-106”, “skin to skin contact newborn-710”, “skin to skin contactafter birth-183” ve “kangaroo care-571” anahtar kelimeleri girilerek 24165 makaleye ulaşılmıştır. Pubmed veritabanında makaleler bazı kriterler kullanılarak sınırlandırılmıştır. Bu sınırlandırmada tam metnine ulaşılabilen, çalışmalarda anne-bebek çiftlerine yer verilen, 2005-2015 yılları arasında hemşire araştırmacılar tarafından yapılan, hemşirelik dergilerinde İngilizce olarak yayınlanan randomize klinik çalışmalar irdelenmiş ve beş makale elde edilmiştir. Çalışmanın evrenini bu kriterlere uyan beş çalışma oluşturmuştur. Çalışma evrenin tümünü kapsanmıştır.
Bulgular: Neu ve Robinson (2010) ile Chiu ve Anderson’ın (2009) çalışmasına bakıldığında, yapılan değerlendirmeler sonucu TTT uygulamasının anne-prematüre bebek ikililerinin etkileşimiyle ilgili farklı parametreler üzerinde pozitif etkisi olduğu görülmektedir. Raouth ve arkadaşlarının (2008) çalışması ile Ludington-Hoe ve Hosseini’nin (2005) çalışmasına baktığımızda, prematüre bebeklerin ağrı davranışlarının kanguru bakımı süreçleriyle azaldığı görülmektedir. Neu ve arkadaşlarının (2013) çalışmasında, kanguruyla taşınan prematüre bebeklerin, battaniyeyle taşınan bebeklere göre artmış davranışsal regülasyon ve gelişim gösteren tepkiler sergiledikleri görülmüştür.
Sonuç: Çalışmada, TTT uygulamasının anne-prematüre bebek etkileşimini olumlu yönde etkilediği ve invaziv girişimler sırasında ağrıyı azalttığı sonucuna varılmıştır.
Aim: This analyzes the studies conducted towards examining the effects of skin to skin contact (SSC) on maternal-preterm infants by nurse researchers.
Method: By dint of literature review, 24165 articles have been figured out at PubMed database by entering the key words like “skin to skin contact-22359”, “skin to skin contact and breastfeeding-236”, “skin to skin contact preterm-106”, “skin to skin contact newborn-710”, “skin to skin contactafter birth-183” and “kangaroo care-571”. Within PubMed database the articles have been restricted by using some criteria. In this restriction, randomized clinical studies that were published, examining by nurse researchers between the years of 2005 and 2015 in nursing journals, whose full text can be gained, that are related to SSC and are published in English, and that maternal-infant couples are given place to in the studies have been scrutinized and five articles have been gained. The five studies matching the criteria has composed the population. The study includes all the population.
Results: When the study of Neu and Robinson (2010), and Chiu and Anderson (2009) examined, it is observed that, in the wake of the evaluation held, SSC practice has positive influence on the different parameters related to the interaction of maternal-premature infant couples. When we look at the study of Raouth et al. (2008), and Ludington-Hoe and Hosseini (2005), it is seen that pain bahaviour of premature infants decreases with the process of baby carrier. In the study of Neu et al. (2013), it has been seen that the premature infants carried within a baby carrier display the enhanced behavioral regulation and the reactions making progress vis-a-vis the infants carried within blankets.
Conclusion: In the study, it has been deduced that SSC practice effects the interaction of maternal-infant in a positive way, and it decreases the pain during invasive procedures.



Journal Metrics

Journal Citation Indicator: 0.18
CiteScore: 1.1
Source Normalized Impact
per Paper:
0.22
SCImago Journal Rank: 0.348

Quick Search



Copyright © 2024 Journal of Education and Research in Nursing



Kare Publishing is a subsidiary of Kare Media.